Recommendations based on "Sen On Yedi Yaşımsın: Gittiği yere kadar değil, gücünün yettiği yere kadar sevmeli insan..."
Based on your reading history, we think you will also enjoy the following books.
By Duygu Ağal
Wie wird man die Person, die man sein will, ja sein muss? Duygu Ağal aus Hamburg hat mit »Yeni Yeşerenler« eine Coming Of Age-Geschichte aufgeschrieben, in der Goldene Birkenstocks und anstrengende Alman-Therapeutinnen genauso ihren Platz haben, wie die abweisenden Insignien einer Welt, die nicht für einen gemacht scheint, aber auch lesbische Liebe, ein Umzug von Hamburg nach Berlin, Frauenfußball, Gewalt, Verzweiflung, Emanzipation, Selbstbewusstsein, Freundinnenschaft und so vieles mehr. Es ist beeindruckend, wie Ağal in ihrem Debüt auf wenigen Seiten so viel erzählt. Ağals Sprache besitzt eine Direktheit und Härte, die beim Lesen kalt erwischt. Dann wiederum umschmeichelt »Yeni Yeşerenler« dich mit einer liebevollen Empathie, die berührt. Und ja, es geht in diesem Buch vor allem um Gefühle, mehr als um die Narration. Zwischen den einzelnen Kapiteln, manche länger, manche nur ein paar Seiten lang, wechselt Ağal mit großer Selbstverständlichkeit die Erzählperspektiven – und die bringt wiederum einerseits die Figuren ganz nah an dich heran und ermöglicht ein Mitfühlen, ein Miterleben, dass alle Charaktere der Erzählung umschließt. Die wichtigste Figur, neben Derin, die Doğan geheiratet hat, mit ihm Kinder hat, sich aber eigentlich immer noch zu ihrer Jugendfreundin hingezogen fühlt, ist zweifelsohne Derins Anne. Die Mutter scheint in diesem Text über alle anderen hinaus zu ragen. Einerseits, weil sie Derins großes Vorbild, ihre große Liebe ist, andererseits, weil Derins Lebensentwurf und Sexualität nicht mit den Wertvorstellungen ihrer Anne überein gehen. Und so ist »Yeni Yeşerenler« wohl im Kern ein Buch über den inneren Kampf einer Tochter, die danach strebt sich von dieser überlebensgroßen Figur in ihrem Leben loszueisen, ohne sie und ihre Liebe zu verlieren. Ein Kampf, der Derins Denken und Fühlen bestimmt und der Motor für all die großen Entscheidungen ihres Lebens zu sein scheint – ob sie will oder nicht.
By Sibel Eraslan
Ben Aise...Gozleriyim geceyle gunduzun...Onlar ki birbiri ardindan gelerek dizildiler sirete...Ben Aise...Sahidiyim vahyin...Ta-Ha ve Yasin'in... Beni sevdi Resul (asm), bende kendisini gordu.Benim sevgim ona su, benim sevgim ona ayna oldu...O benim yurdumdu, ben onun topragindanim...Ben onun vuslatiyim, o benim silam. Hazreti Aise... Hz. Ebubekir'in, seckin bir soyun ince terbiyesiyle yetismis kizi. Peygamberimizin (asm) "Seni kordugum gibi seviyorum" dedigi kadin... Sahih kaynaklarin isiginda Hazreti Aise'nin hayati, cocuklugu, Resulullah(asm) ile evliligi, Hazreti Peygamberin vefatindan sonra yasadiklari, Sibel Eraslan'in ask dolu kaleminden suzuluyor. (Tanitim Bulteninden)Sayfa Sayisi: 344Baski Yili: 2016Dili: TurkceYayinevi: Timas Yayinlari
By Khaled Hosseini
Kitapları Dünyada 38 Milyondan, Türkiye'de1 Milyondan Fazla Satan Khaled Hosseini'den Yine Çok Satacak Bir Roman!..VE DAĞLAR YANKILANDI; Uçurtma Avcısı ve Bin Muhteşem Güneş ile dünya çapında sevilen bir yazar olan Khaled Hosseini'nin yazarlığında bir dönüm noktası.Gece vakti, çölü bir el arabasını çekerek geçen bir baba. Arabanın içinde annesiz iki çocuk; iki kardeş; biri kız, biri erkek. Küçük Peri için ağabeyi Abdullah, ağabeyden çok öte. On yaşındaki Abdullah'a sorsanız Peri, her şey demek. Köylerinden Kabil'e varmak için çıktıkları yolculuğun sonunda aileyi yürek parçalayıcı bir son bekliyor. Fakat aslında bu bir son değil... Kardeşlerin başlarına gelenler -yakın ya da uzak- ilişki kurdukları tüm insanların hayatlarında nesiller boyu yankılanacak...Hayat farklı aileleri sevgi ve fedakarlık, ihanet ve sadakat gibi ortak duygularla sınarken, karakterlerin başlarına gelenler ve yaptıkları seçimler, kitabın her biri ayrı bir renk ve lezzet taşıyan katmanlarını oluşturuyor. Afganistan'ın küçük bir köyünde doğan ve okuru Kabil'den Paris'e, San Francisco'dan Tinos adasına taşıyan bu öykü, her sayfada renklenip güçleniyor.Ve Dağlar Yankılandı, bizi biz yapan değerler üzerine düşündüren, ustalıkla yazıldığını her bölümde yeniden kanıtlayan, büyüleyici bir roman. Uçurtma Avcısı ve Bin Muhteşem Güneş ile dünya çapında sevilen bir yazar olan Khaled Hosseini'nin yazarlığında bir dönüm noktası.
By Hakan Günday
Diyebilirsin ki, bir insanı, fotoğraflarından ve hakkındaki haberlerden ne kadar tanıyabilirsin? Haklısın. Belki de çok az...O zaman şöyle demeliyim: Seni az tanıyorum... Az...Sen de fark ettin mi? Az dediğin, küçücük bir kelime. Sadece A ve Z.Sadece iki harf. Ama aralarında koca bir alfabe var.O alfabeyle yazılmış onbinlerce kelime ve yüzbinlerce cümle var. Sana söylemek isteyip de yazamadığım sözler bile o iki harfin arasında.Biri başlangıç, diğeri son. Ama sanki birbirleri için yaratılmışlar.Yan yana gelip de birlikte okunmak için. Aralarındaki her harfi teker teker aşıp birbirlerine kavuşmuş gibiler.Senin ve benim gibi...
By Yilmaz Ozdil
Son 10 yilda yasadigimiz her sey..."Bes gazetenin arsivinden 460 bin sayfa taradim. Sirf arsiv taramasi 1.5 senemi aldi. isim sehir Hayvan ve isim sehir Bitki gibi köse yazilarimdan derleme degil... Sifirdan yazildi. 3 Kasim 2002'de basliyor. Bugün
By Ahmet Umit
Byzantion'dan İstanbul'a uzanan, heyecan yüklü bir serüven...Sarayburnu'nda, Atatürk heykelinin ayaklarının dibinde bir ceset. Avuçlarında antik bir para.... Ama ne bu ceset son kurban, ne de bu antik para son sikke... Yedi kurban, yedi hükümdar, yedi sikke, yedi kadim mekân. Ve tek bir gerçek: Bu şehrin gizemli tarihi."Şehre bakıyorduk denizden. Sisler içindeydi İstanbul... Sisler içinde deniz... Sisler içinde teknemiz. Sultanahmet'in minareleriydi görülen, Ayasofya'nın kubbesi, Topkapı Sarayı'nın kuleleri. Hiç yağmalanmamış, yıkılmamış, kirletilmemiş gibiydi şehir. Bembeyaz bir sisle örtmüştü doğa, ne varsa görüntüyü çirkinleştiren. Güneş doğmadan bir anlığına beliren bir hayal gibi... Büyülü bir bulut gibi... Bir masal imgesi gibi... Yeni kurulmuş bir kent gibi... Taze bir başlangıç gibi... Genç, umutlu, güzel...İstanbul’a bakıyorduk denizden. Ölülerimizin yüzlerine bakıyorduk... Onların gözlerindeki kendi kederimize. Çaresizliğimize bakıyorduk, avuçlarımızda büyüyen zavallılığa, kanımızda filizlenen korkaklığa... Elimizden alınan hayata bakıyorduk... Güneşli günlerimize, umut dolu sabahlara, eğlenceli bahar akşamlarına... Sönen anılarımıza bakıyorduk, ölen hayallerimize, yıkılan düşlerimize... Sönen anılarımızı, ölen hayallerimizi, yıkılan düşlerimizi yüklenip yorgun bir şilep gibi bizden uzaklaşan şehrimize... Şehrimizle birlikte yitirdiğimiz kendimize bakıyorduk..."
By Marcus Aurelius (Emperor of Rome)
Kendime Düşünceler Marcus Aurelius (MS 121-MS 180): MS 121 yılında Roma’da doğdu. Fronto, Apollonius Chalcedonius gibi döneminin önde gelen hatip ve filozoflarından özel dersler aldı. MS 161-180 yılları arasında Roma İmparatoru olarak hüküm sürdü. “Stoacı İmparator”, “Filozof İmparator” gibi sıfatlarla anılan Marcus Aurelius, barışçı bir insan olmasına rağmen hükümdarlığının çoğunu seferlerde geçirdi. MS 169 yılı sonlarında Germen kavimlerine karşı düzenlenen bir sefer esnasında yazmaya başladığı Kendime Düşünceler, Stoacılık, özellikle de Roma Stoası açısından büyük bir öneme sahiptir. Sağlam bir eşitlik ve özgürlük inancına sahip olan Marcus Aurelius, imparatorluğu boyunca doğayı bilip anlayarak yaşamaya çalışmış, her şeyin ortasına insanı koymuştur. Günlük olarak kaleme alınmış bir özdeyişler ve düşünceler derlemesi denebilecek Kendime Düşünceler eserinde kendinden önceki caesarları ve filozofları eleştirmekle kalmayıp, kendi kendini de sorguya çekerek bir vicdan muhasebesi de yapar. Sonraki kuşaklara, kilise düşünürlerine, Rönesans’a da temel olan Kendime Düşünceler, Stoa felsefesinin anlaşılması açısından günümüzde de çok değerli bir kaynaktır. Yunus Emre Ceren (1989): İ.Ü. Eskiçağ Dilleri ve Kültürleri Bölümü, Latin Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı’ndan mezun oldu. 2015 yılında aynı üniversite bünyesinde bulunan Tarih Bölümü’nün Eskiçağ Tarihi Anabilim Dalı’nda yüksek lisansa başladı. Halen aynı anabilim dalı bünyesinde öğrenimini sürdürmekte, çeşitli yayınevlerinde editörlük yapmakta, gazetecilik ile uğraşmaktadır. Sunuş ”Stoacı İmparator” , ”Filozof İmparator” gibi sıfatlarla anılan Marcus Aurelius Antoninus Augustus’un 169 sonları 170 başlarında kuzeye, özellikle Tuna Nehri boylarındaki Germen ve Marcomanni kavimleri üzerine çıktığı seferde yazmaya başladığı ve içselleştirdiği, kendisine yön veren düşünceleri dışa vurduğu bir eser olan Kendime Düşünceler, Stoacı düşüncenin en tanmış eserlerinden biridir. Özellikle Roma Stoası açısından büyük bir öneme sahiptir. Eserde imparatorun , Stoacılara ”farz” bilinen şeyleri yapmadığına yönelik özeleştirileriyle dolaylı yoldan karşılaşırız…
By Alişan Kapaklıkaya
Siyah Pantolon hikayesi, Alian Kapaklkaya'nn bizzat yaad ve milyonlar derinden etkileyen duygularn banda gelmektedir. Anadolu'nun kendi halinde bir kynde, biroumuzun hayatnda var olan, yoklukla mcadele eden bir ailenin dramatik yks. Zorluklar iinde bymeye ve okumaya alan bir ailenin ocuklar... Eve glkle alnan ve kardelerin srayla giyebildii bir pantolon... Ama gelin grn ki; o kardelerden biri, tam da siyah pantolonun sras kendine geldii gn cennete gidiyor. Eitimci-Yazar Alian Kapaklkaya, sizleri bu kez duygu ykl bir yolculua davet ediyor. ocuk yata vefat eden kardei Rafet'in ve Siyah Pantolon'un hikayesini okurken kendinizi sorgulayacak; tm sevdikleriniz iin hayatnzda, en ok da yreinizde kocaman bir yer aacaksnz!
By Stefan Zweig
Savaş karşıtı görüşleriyle tanınan Zweig I. Dünya Savaşı boyunca bu görüşlerini yaymayı kendine misyon edinmişti. Avrupalı ve “dünya vatandaşı” kimliğine büyük değer veren yazar, yapıtlarında savaşın yıkıma uğrattığı “eski dünya”nın değerlerinin kayboluşunu büyük ölçüde dert edinmiştir. Mecburiyet ’in ana karakteri ressam Ferdinand da savaş sırasında askere alınmamak için İsviçre’ye kaçmıştır. Bir gün askerliğe elverişliliğinin tespiti için konsolosluğa davet edildiğinde, karısının şiddet karşıtı duruşuna ihanet etmemesi yolundaki telkinlerine karşın kendini gitmek zorunda hisseder. Görev duygusu, savaş karşıtı düşünceleri ve karısına duyduğu sevgi arasında sıkışıp kalmıştır. Ferdinand her ne kadar “insanlığın ötesinde bir vatanı” olmasa da, “yirmi milyon insanı boğan o zinciri” kıramayacağını düşünür... (Tanıtım Bülteninden)
By Melih Uslu
"İyi bir dilek olarak, 'Allah mülkünü gezdirsin,' diye bir sözümüz vardır. Bu sözü her duyduğumda, söyleyen kişiye kalpten bir teşekkür ederim. Çünkü bilirim ki seyahatler, gündelik yaşamın boğucu koşullarından sıyrılmanın en eğlenceli yollarından biridir. Yollara düşmenin en güzel etkisi ise insanın kendisini yenilemesine olanak sağlamasıdır. Gülümseyerek eve döndüğümüz her seyahat, hayata daha mutlu gözlerle bakmamızı sağlar."Gezi yazarı Melih Uslu, bir kenti tanımanın ilk koşulunun, doğru seçim yapmakla başladığı fikrinden hareketle bu özel kitabı sizler için hazırladı. Kitapta yer alan 34 rotayı tek tek yürüdü ve İstanbul'un ruhuna inebileceğiniz 340 öneriyi titizlikle seçti. Bu kitabı hazırlarken ünlü yazarlardan tarih profesörlerine, esnaflardan şehir uzmanlarına ve turizmcilere kadar pek çok insandan fikir ve görüş aldı. Kitapta yer alan rotaların bazıları The Daily Telegraph, Le Figaro, Die Welt, Gulf News, Kommersant, Skylife ve .tr gibi global mecralarda yayımlandı.