Empfehlungen basierend auf "Pandalar Ucabilir"
Based on your reading history, we think you will also enjoy the following books.
von M. Fethullah Gulen
Yusuf sûresinde sadece Hazreti Yusuf’un başına gelen olaylar anlatılmıyor. Sûrenin tamamı dikkatlice incelendiğinde de görüleceği üzere, satır aralarında pek çok önemli konuya temas ediliyor. Sûrede mucizelerden kerametlere, rüya hakikatinden çok ağır imtihanlara, hapishane hayatından her yerde ve her şartta tebliğ ve irşat vazifesinin eda edilmesine, masumiyetin geç de olsa ortaya çıkmasından sadakatle elde edilen yüksek payelere, çekilen çetin ve altından kalkılması zor çilelerden, çilelerin sonunda erişilen refah ve mutluluğa, yönetim tekniklerinden tarımla alâkalı reformlara, tebliğ yollarının inceliklerinden yabancı bir beldeye entegrasyon çalışmalarına, ülke ekonomisinin gelişmesiyle ilgili bazı esaslardan mutluluğun zirvesindeyken bile Allah’a kavuşmayı arzulamaya kadar pek çok konu zikrediliyor.
von Nouman Ali Khan
"Teknolojinin önümüze serdiği sınırsız imkanları düşündüğümüzde, bugünün insanını yakalayabilmek için samimi ve bilgece bir üsluba ihtiyacımız var. Gençlerimizin artık eski, kalın kitapları karıştırıp kafa yoracak ne vakitleri var, ne de istekleri. İslam'ın ilkelerini ve güzelliklerini, tahrif etmeden ama muhatabı taltif ederek sunmamız gerekiyor. Buna 'din dilinin restorasyonu' dememiz caiz olursa eğer, yapmamız gereken tam da bu.Türkiye kamuoyunun yakından tanıdığı Nouman Ali Khan, çizmeye çalıştığım çerçeveyi gerçek anlamda dolduran bir isim. İslam ve Kur'an hakkındaki derin bilgisini keyifli ve bilgece bir üslupla dile getirip, bunu yaparken kendi hayatından aktardığı sıcak ve sıra dışı anekdotlarla okurunun ilgisini her an canlı tutabiliyor.Nouman Ali Khan'ın Dirilt Kalbini adıyla Türkçeye kazandırılan elinizdeki ilk kitabı, günümüze dair bazı meseleler hakkında Kur'an ayetlerinden damıttığı kıymetli dersler içeriyor. Ayetlerin sadece mesajını değil, ayetlerde geçen ifadelerin dil özelliklerini de laf arasında aktarıyor. Kelimelerin anlamları, anlamlar arasındaki hoş nüanslar, bunların ayetlere kattığı derinlik ve zenginlik. Bütün bunlar, okuyucuyu hem anlatılan konuya hem de bir bütün olarak Kur'an'ın harikulade üslubuna yaklaştırıyor, ısındırıyor.Dirilt Kalbini'yi okurken, şu ayet hep hatırınızda olsun, zira ayette anlatılan şeyin ayniyle tezahür ettiğini göreceksiniz:'Allah, hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse, ona çok büyük bir hayr verilmiş demektir. Bunu ancak, temiz akıl sahipleri düşünüp anlar.' (Bakara, 269)"Taha Kılınç
von Elif Şafak
Adı Leyla'ydı. İstanbul'un en eski genelevlerini barındıran o meşum sokakta yer alan gülkurusu renkli evde bilinen adıyla Tekila Leyla. Öyle derdi ona arkadaşları, ahbapları ve müşterileri. Öyle derdi ona beş kadim dostu. Hiç istemezdi Leyla kendisinden geçmiş zaman diliminde söz edilmesini. Ama işte kalbi daha az evvel susmuş, soluk alış verişi ise hepten kesilmişti. Şehrin kenarlarında bir çöp kutusuna bırakılmıştı cansız bedeni. Gene de henüz durmamıştı beyni. Çalışıyordu hala. Tastamam on dakika otuz sekiz saniye boyunca.
von Nuriye Çeleğen
"Üzüntüye uğrayan beni hatırlasın!" buyurmuştu Babam. Üzüntüde Muhammedi (asm) sır vardı. İnsana en çok üzüntü anında uzanırdı Muhammed'in (asm) eli.Babamın parçasıyım.Hayatımın hepsine vuran üzüntü beni onunla bağlamış. Acının bağı kopmaz. Babamla bağım onun için anlaşılmaz.Ben Fatıma.Elim, onun tuttuğu el.Benim elim Allah Resulü'nün eli.Benim elim Babam Muhammed'in (asm) elinden tutma vesilesi.Elimden tutan ondan tutar.Elimde tüm esmanın sırrı var.Babam elleriyle koydu ellerime velayeti.Yüz yirmi dört milyon evliya elimde saklı. Onun için elim kerametli, elim bahtlı.Gidiyorum, Babam Hz. Muhammed'e (asm).Elim üstünüzde.Aşk, "Mim!" dedi.Tüm varlık aşkla "Mim"lendi.Esmanın bilinme seyri "Kenz-i Aşk"a yüklendi."Kenz-i Aşk", Alemlerin Efendisi olarak yaratılan Hz. Muhammed'i (asm) anlatma gayesiyle kaleme alınmış bir dizi. Her kitapta Fahr-i Kainat Efendimizin (asm) en yakınlarından birinin diliyle aşk hazinesinin kapısı aralanmaya çalışılıyor.Babam Hazreti Muhammed (asm), Peygamberimizin "benim parçamdır" dediği, risalet denizinin velayet nehriyle buluşmasının kendisinde vücut bulduğu Hz. Fatıma (ra) annemizin dilinden akıyor. Nuriye Çeleğen'in incelikli kaleminden.
von Sibel Eraslan
Ben Aise...Gozleriyim geceyle gunduzun...Onlar ki birbiri ardindan gelerek dizildiler sirete...Ben Aise...Sahidiyim vahyin...Ta-Ha ve Yasin'in... Beni sevdi Resul (asm), bende kendisini gordu.Benim sevgim ona su, benim sevgim ona ayna oldu...O benim yurdumdu, ben onun topragindanim...Ben onun vuslatiyim, o benim silam. Hazreti Aise... Hz. Ebubekir'in, seckin bir soyun ince terbiyesiyle yetismis kizi. Peygamberimizin (asm) "Seni kordugum gibi seviyorum" dedigi kadin... Sahih kaynaklarin isiginda Hazreti Aise'nin hayati, cocuklugu, Resulullah(asm) ile evliligi, Hazreti Peygamberin vefatindan sonra yasadiklari, Sibel Eraslan'in ask dolu kaleminden suzuluyor. (Tanitim Bulteninden)Sayfa Sayisi: 344Baski Yili: 2016Dili: TurkceYayinevi: Timas Yayinlari
von Ahmet Bulut
Bu kitabın muhatabı, "Asım'ın Nesli", "Diriliş Nesli", "Davası Allah olan adanmış nesil", "Ateşte ama yanmayan zamanın İbrahimi", zamanın Mus'ab'ı, Ammar'ı, Fatıma'sı, Zeyneb'i ve cennetin özlediği elmas nesil...Ahmet Bulut, sade dili, kıskıvrak yakalayan üslubuyla seni bir yolculuğa davet ediyor, sonu cennete varan bir yolculuk.Bu yolda, hedefini belirlemişsin, yoldaki engellerden azadesin...Gençlik nimetlerini, Allah'a yürürken bir nimet biliyorsun...Tuttuğun yola arkadaşlarını da davet ederek yeryüzünde bir müjdeci gibi ferahlıkla dolanıyorsun...Çünkü sen Allah'a Koşan Genç'sin!Kitaba Allah'a Koşan Genç ismini verdim.İstedim ki Allah'a koşasın.İstedim ki nefsin ve şeytanın kışkırtmalarından Allah'a kaçasın.İstedim ki seni cennet yurduna davet eden Rabbine, "Buyur Allahım emrine amadeyim," diyesin.İstedim ki Rahmet Peygamberi'nin(sav) özlediği ve, "Kardeşimdir," buyurduğu sen olasın.İstedim ki insanlığın kurtuluşu için kendine harap edercesine adanmış yüreğin kardeşi sen olasın.İstedim ki ateşler içinde ama yanmayan İbrahim, bıçağın kesmediği İsmail, suyun boğmadığı Musa, kuyunun yutmadığı Yusuf sen olasın.İstedim ki bir şehrin imarına adanmış yürek Mus'ab sen olasın.İstedim ki ıssız çöllerde yalnız kaldığında, ümitlerin tükendiği anda, "Allah bana yeter," diyen Hacer, karnındaki bebeği Allah'a adayan Hanne, sudaki bebeğe sahip çıkan Firavun'un sarayındaki Asiye sen olasın.İstedim ki sadakatin, sevginin ve fedakarlığın simgesi Hatice sen olasın.İstedim ki ilmin, ferasetin ve muhabbetin zirvesi Aişe sen olasın.İstedim ki iffetin, edebin ve hayanın membaı Fatıma sen olasın...Allah'a Koşan Genç, dünyasını gözden geçirmek isteyen herkes için gençlik nimetini nasıl bir hazineye çevireceğini merak edenlere bir el kitabı.
von Şermin Yaşar
Hayat ne biriktirir bizim için?Kırık dökük aşklar, yaşanmamışlıklar, olmamışlıklar, bir çocukluk anısına teğellenmiş hüzünler, aşkın sonsuz bekleyişleri, ayrılıklar, kentler, köyler, yollar, rüzgarlar, gündoğumları, biraz keder, biraz da neşeyle çatılmış evler. Hayat bizim için saklamaya hazır olduklarımızı, bize yakışanları, ihtiyacımız olanları ve bizi büyütecekleri, bizi biz edecekleri biriktirir.Göçüp Gidenler Koleksiyoncusu gidenler için bir ağıt, kalanlar içinse bir şiir, biriktirilmiş insan öyküleri.Şermin Yaşar, Göçüp Gidenler Koleksiyoncusu'nda o çok özlediğimiz "insan"a bütün görkemiyle geri döndürüyor bizi. Hazırlayın yüzünüzü. Gülüşünüzün yanına biraz da keder koyun, okurken biraz ondan alacaksınız, biraz bundan. Kıtlama çay içer gibi...
von Seray Şahiner
"Genç, çok genç bir öykücü Seray Şahiner. Sait Faik yaş kemale ermişken bile kendisine "genç hikayeci," diyenlere öfkelenirmiş. Bunda bir "sen daha toysun," tavrı gördüğü için. Seray Şahiner, daha ilk kitabında özel ve biçemsel bir kişilik getiriyor. Bence, genç öykücü değil öykücü olarak sıçrıyor; ilk kitabıyla kim böyle sıçramıştı? Leyla Erbil. "İsyan grameri," demiştim onun getirdiğine. Seray için de doğru bu, yazarın adını kapatın, okuyun, "bu Seray Şahiner öyküsü," dersiniz. Öykülerin odağı, terminali Gelin Başı. Ama daha ilk öyküde (Sorumlu ile Sorunlu) nebüyük/neküçük/neaydınlık/nekaranlık bir dünyaya giriyoruz. Seray Şahiner, kişilerinin ruhundan süzülerek okurun ruhuna giriyor... Acımasız ama hüzünlü olmayı başarıyor... Acı gölün acı öyküsü bu... Bu öyküyü bir erkek yazamazdı. İkinci başarı, yazaranlatı ile benanlatı'yı ustaca evlendirmesinde: Yazar dimdik konuşuyor (Seray Şahiner midir o?), kişiler italik, eğik dünyalarda." HULKİ AKTUNÇ
von Zülfü Livaneli
1991 yılında yayınlanan Orta Zekalılar Cenneti ile 2010 yılında yayınlanan Sanat Uzun, Hayat Kısa'dan derlenen yazılar elden geçirilmiş yeni baskısıyla okurlarla buluşuyor."Orta Zekalılar Cenneti'ni yazdığım yıldan bu yana, Türkiye'de ve dünyada çok şey değişti ama gözlemlerime göre 'orta zekalı'ların iktidar alanı daha da genişledi, neredeyse başa çıkılmaz bir ortak paydaya dönüştü. Toplum kaliteyi -deyim yerindeyse- kusmaya başladı, iyiliğin yerini kötülük, temizliğin yerini pislik, hakkın yerini haksızlık, kibarlığın yerini kabalık, ahlakın yerini ahlaksızlık alma yolunda epey ileri gidildi.Ne olup bittiğini anlamamıza destek verebilecek böyle bir kitabı yeniden yayınlarken, iki ayrı kitaptan, yani Orta Zekalılar Cenneti ile daha sonra yayınlanmış olan Sanat Uzun, Hayat Kısa'dan bir derleme yapmayı ve birlikte sunmayı istedim. İçimden öyle geldi. Umarım okurlar bunu uygun karşılarlar."-Ömer Zülfü Livaneli -
von Ahmet Ümit
Byzantion'dan İstanbul'a uzanan, heyecan yüklü bir serüven... Sarayburnu'nda, Atatürk heykelinin ayaklarının dibinde bir ceset, Avuçlarında antik bir pere.... Ama ne bu ceset son kurban, ne de bu antik para son sikke... Yedi kurban, yedi hükümdar, yedi sikke, yedi kadim mekan. Ve tek bir gerçek: Bu şehrin gizemli tarihi."Şehre bakıyorduk denizden. Sisler içindeydi İstanbul... Sisler içinde deniz... Sisler içinde teknemiz. Sultanahmet'in minareleriydi görülen, Ayasofya'nın kubbesi, Topkapı Sarayı'nın kuleleri. Hiç yağmalanmamış, yıkılmamış, kirletilmemiş gibiydi şehir. Bembeyaz bir sisle örtmüştü doğa, ne varsa görüntüyü çirkinleştiren. Güneş doğmadan bir anlığına beliren bir hayal gibi... Büyülü bir bulut gibi... Bir masal imgesi gibi... Yeni kurulmuş bir kent gibi... Taze bir başlangıç gibi... Genç, umutlu, güzel...İstanbul'a bakıyorduk denizden. Ölülerimizin yüzlerine bakıyorduk... Onların gözlerindeki kendi kederimize. Çaresizliğimize bakıyorduk, avuçlarımızda büyüyen zavallılığa, kanımızda filizlenen korkaklığa... Elimizden alman hayata bakıyorduk... Güneşli günlerimize, umut dolu sabahlara, eğlenceli bahar akşamlarına... Sönen anılarımıza bakıyorduk, ölen hayallerimize, yıkılan düşlerimize... Sönen anılarımızı, ölen hayallerimizi, yıkılan düşlerimizi yüklenip yorgun bir şilep gibi bizden uzaklaşan şehrimize... Şehrimizle birlikte yitirdiğimiz kendimize bakıyorduk..."