Empfehlungen basierend auf "Kurtarici misin Kurban mi? Sizi Suclu ve Borclu Hissettirenlerden Kurtulmanin Yollari"
Based on your reading history, we think you will also enjoy the following books.
von Zülfü Livaneli
Merhamet zulmün merhemi olamaz!İstanbul'un kargaşası içinde sıradan bir yaşam süren İbrahim, çocukluk arkadaşı Hüseyin'in ölüm haberi üzerine doğduğu kadim kent Mardin'e gider. Onun, önce sevdaya sonra ölüme yazılmış, Mardin'de başlayıp Amerika'da sona ermiş hayatını araştırmaya koyulur. Böylece adeta bir girdabın içine çekilir, tutkuyla ve hırsla gizemli bir kadının peşine düşer.Harese nedir, bilir misin? Develerin çölde çok sevdiği bir diken var. Deve dikeni yedikçe ağzı kanar. Tuzlu kanın tadı dikeninkiyle karışınca bu, devenin daha çok hoşuna gider. Kanadıkça yer, bir türlü kendi kanına doyamaz. Ortadoğu'nun adeti budur, tarih boyunca birbirini öldürür ama aslında kendini öldürdüğünü anlamaz. Kendi kanının tadından sarhoş olur.Mardinli Hüseyin ile IŞİD zulmünü misliyle yaşamış Ezidi kızı Meleknaz'ın ve kelamın çocuklarının hikayesi... Livaneli okuru, sevda ile acının iç içe geçtiği bir Ortadoğu gerçeğiyle buluşturuyor.
von Erol Mutercimler
"Trk askerinin sava ve dv hususunda sahip bulunduu niteliin nceden fark edilmemi olmas, ngilizler iin felaket olmutur... Trk askerinin ne yaman muharip olduunu ngilizler, kendileriyle dvtkten sonra ac tecrbeyle anlamlardr." ngiliz General Aspinall Oglander Bu topraklar, tarihin bandan beri hibir zaman istilaclarn balamamtr. 1915 ylnda da balamad. Ate ve elik yamuru altnda yalnz piyade tfei ve sng... Teknolojiye kar insan bedeni!.. anakkale Sava sadece muharebe alanlarnda len askerlerin deil, idam edilen ilk sivil kii olan Bozcaada mftsnn de yksdr... Gelibolu kara muharebeleri, yalnzca st rtbeli subaylarn deil, kk rtbeli askerlerin de savadr. 19.Tmen komutan Yarbay Mustafa Kemal ve muhteem 57.Alay ile komutan Albay Avni, olaanst 27.Alay ile komutan Yarbay Mehmet efik, 36. Alay ile komutan Yarbay Cemil, Seddlbahir'in yaral aslan Binba Mahmut Sabri, Edirne srtnda Temen Mucip, Binba Halis, Kumkale'de Temen Halit, ehit Yedeksubay Ethem, Ezineli Yahya avu, Bigal Mehmet avu gibi dmanlarn bile kendisine hayran brakan binlerce kahramann nnde saygyla eiliyoruz.
von Matt Haig
“Bu satırları okuyanlarınızın büyük çoğunluğunun, insanların bir mitten ibaret olduğuna inandığını biliyorum ama ben size onların gerçekten var olduklarını bildirmek üzere buradayım. Bilmeyenler için söyleyeyim, insan dediğimiz şey orta zekâlı ve iki ayaklı bir yaşam formu; evrenin çok ıssız bir köşesinde yer alan küçük ve sulu bir gezegende, büyük ölçüde yanılsamalarla dolu bir varoluş sürdürüyor.”Yağmurlu bir akşamda Profesör Andrew Martin, önce dünyanın en büyük matematik bilmecesini çözmeyi başarıyor, ardından sırra kadem basıyor. Nihayet bir yol kenarında çırılçıplak halde bulunduğunda, kıyafetsizlikten daha ciddi bir meselesi olduğu ortaya çıkıyor: Andrew Martin artık insanlardan tiksiniyor; görünüşlerinden de yiyip içtiklerinden de bitmeyen şiddet ve savaş arzularından da... Yabancı bir tür arasında kaybolmuş hissediyor kendini. Sevgi ve aile kavramları onda şaşırtıcı bir ilgi uyandırsa da tüm sakinlerinden nefret ediyor bu gezegenin. Newton hariç... Ama o da bir köpek işte...Sahi, kim bu adam? Onun –ya da herhangi birinin– insanlık hakkındaki tüm fikrini değiştiren şey ne olabilir?Son yılların en önemli romancılarından Matt Haig, onca karmaşıklığına rağmen hayatın içindeki mutluluğa ve insan doğasına dair alışılmadık bir hikâye sunuyor. İnsanlar, neşeli ve etkileyici bir üslupla “bizi” bize anlatıyor.Edgar Allan Poe ödülü en iyi roman adayıGoodreads okur ödülleri en iyi bilimkurgu adayıImpac Dublin edebiyat ödülü adayı
von M. Fethullah Gulen
Yusuf sûresinde sadece Hazreti Yusuf’un başına gelen olaylar anlatılmıyor. Sûrenin tamamı dikkatlice incelendiğinde de görüleceği üzere, satır aralarında pek çok önemli konuya temas ediliyor. Sûrede mucizelerden kerametlere, rüya hakikatinden çok ağır imtihanlara, hapishane hayatından her yerde ve her şartta tebliğ ve irşat vazifesinin eda edilmesine, masumiyetin geç de olsa ortaya çıkmasından sadakatle elde edilen yüksek payelere, çekilen çetin ve altından kalkılması zor çilelerden, çilelerin sonunda erişilen refah ve mutluluğa, yönetim tekniklerinden tarımla alâkalı reformlara, tebliğ yollarının inceliklerinden yabancı bir beldeye entegrasyon çalışmalarına, ülke ekonomisinin gelişmesiyle ilgili bazı esaslardan mutluluğun zirvesindeyken bile Allah’a kavuşmayı arzulamaya kadar pek çok konu zikrediliyor.
von Akilah Azra Kohen
Bedenimin içindeki canı gör, sadece etimi değil.Gözlerimin içindeki hayatı gör, sadece bakışımı değil.Hissettiklerimi gör, sadece tepkilerimi değil.Beni gör.Derinliğimde boğulmadan,Sorularımda kaybolmadan,Korkularında yok olmadan,Gör Beni.Bir fısıltıya koydum kendimi.Kalbine soruyorum yerimi:Başarabilir misin beni görmeyi?Cesaretin yeter mi?Topla cesaretini ve Gör Beni.Birileri bizden fırtına bekliyor,onlara gökkuşağı vermeye hazır mısınız?
von Selahattin Demirtaş
"Bu hayatta her şeyiyle güvenebildiğiniz en az bir kişi olmalı. Yoksa kendinizi hep yalnız hissedersiniz. İnsanların çoğu yalnızdır o yüzden, yapayalnız. Yaşananlar kelepir bir hayatın ikinci el versiyonu gibidir. Yaptığınız hiçbir şey size ait değildir, benliğinize, özünüze. Hayatınız, tümüyle güvensiz bir ortamın mecburen size yaptırdıklarından ibarettir."Saf çocukluk halinizden geriye yüzünüzde 'memur gülüşü', dudaklarınızda 'gammaz öpüşü' kalır. Öptüğünüz yer kirlenir, güldüğünüz zaman herkes incinir. Elinizde etrafı yeşil dantelli beyaz bir mendil de yoksa temizleyemezsiniz hiçbir yerinizi."Ben Serap'ı böyle sevdim, en saf halimle, uzaktan."Yaşadığımız bu kekre, nefes aldırmayan, "tuhaf" dönemin Diyarbakır'da başlayıp İstanbul'a, oradan Zürih'e uzanan ve Nusaybin'de sonlanan hikayesi... Muktedirlerin kirli sırıtışlarına inat, hülyasının, serabının üzerine titreyen, acısını içinde koyultsa da yalan ve şiddet üzerine kurulu "zulüm makinesini" sabırla, mizahla, yoldaşça dayanışmayla, zekayla maskara eden insanlar.
von Marcus Pfister, Kemal Kurt
Billedbog: Regnbuefisken er meget smuk, men hoven og forfængelig, og ingen andre fisk kan lide den. Først da den finder ud af at gøre andre glade, bliver den selv glad igen
von Seray Şahiner
"Genç, çok genç bir öykücü Seray Şahiner. Sait Faik yaş kemale ermişken bile kendisine "genç hikayeci," diyenlere öfkelenirmiş. Bunda bir "sen daha toysun," tavrı gördüğü için. Seray Şahiner, daha ilk kitabında özel ve biçemsel bir kişilik getiriyor. Bence, genç öykücü değil öykücü olarak sıçrıyor; ilk kitabıyla kim böyle sıçramıştı? Leyla Erbil. "İsyan grameri," demiştim onun getirdiğine. Seray için de doğru bu, yazarın adını kapatın, okuyun, "bu Seray Şahiner öyküsü," dersiniz. Öykülerin odağı, terminali Gelin Başı. Ama daha ilk öyküde (Sorumlu ile Sorunlu) nebüyük/neküçük/neaydınlık/nekaranlık bir dünyaya giriyoruz. Seray Şahiner, kişilerinin ruhundan süzülerek okurun ruhuna giriyor... Acımasız ama hüzünlü olmayı başarıyor... Acı gölün acı öyküsü bu... Bu öyküyü bir erkek yazamazdı. İkinci başarı, yazaranlatı ile benanlatı'yı ustaca evlendirmesinde: Yazar dimdik konuşuyor (Seray Şahiner midir o?), kişiler italik, eğik dünyalarda." HULKİ AKTUNÇ
von Ege Soley
Bazı şeyler var hayatta, insan yapana kadar yapabileceğini bilmiyor. Daha fenası, inanmıyor da elinden gelebileceklere. Çizeceği resimlere, söyleyebileceği şarkılara, anlatacağı hikayelere inanası gelmiyor. Kendini bitmiş, elindekiler çoktan tükenmiş gibi hissediyor. Oysa hepimizin içinde, coşkuyla açabilmek için doğru topraklara ekilmeyi bekleyen tohumlar uyuyor.Sakin ve Yakın kitaplarının yazarı Ege Soley'le bu kez "bambaşka" bir yolculuğa çıkıyoruz. İngiltere'de siyaset eğitiminin ardından her şeye sıfırdan başlama kararıyla, kendini Paris'te bir çiçekçide çırak olarak çalışırken bulan Ege'nin deneyimleri, bize bu mesleğin hiç tahmin edilemeyecek kapılarını aralarken hayata her an yeniden başlamanın da mümkün olduğunu hatırlatıyor...
von Nazan Bekiroğlu
Original bdg. 13,50 / 21,00 cm. In Turkish. 536 p. Nazan Bekiroglu'ndan Trabzon-Tebriz-Tiflis-Batum-Istanbul hattinda geçen muhtesem bir roman. Balkan Savasi döneminde baslayip I. Dünya Savasi'na uzanan bir öykü… Trabzon'dan ve Tebriz'den dogup birbirlerine dogru yol alan iki hayat; önce deli akan sonra durgunlasan iki irmak… Aslinda çok irmak… Tebriz'in en büyük, en asil hali tüccarinin deli fisek oglu Settarhan ve Trabzonlu inci tanesi Zehra… Atesin bakisli atesin duruslu; irmagini kendi bildigince alev ates akitmayi seçen bir genç kiz Azam... Adi ne ask ne de dostluk olan bir duyguyla Settarhan'in irmagina dolanan Batumlu kitapçi Sophia... Aciyla yogrulan, yogruldukça durulasan, kendi varliklarini sevdiklerinin varliginda eriten Büyükhanim ve Hacibey… Ve hep kendi içine dogru akan, kendi irmagini gencecik yasta milleti için kurutan, Trabzon'un "kirik kafiyesi" Ismail, ah Ismail… Iki büyük savasin savurup yeniden sekillendirdigi hayatlar, muhaceret, mücadele, kader, farkli inançlarin aktigi ortak zemin, üç ülke ve üç sevda Nazan Bekiroglu'nun mürekkebi ask olan kaleminde bulustu. Nar Agaci hayal kadar zengin, roman kadar güzel, tarih kadar gerçek bir hikâye… Incelikle islenmis karakterleri, son derece zengin detaylari ve dönemi anlatmadaki maharetiyle okuyani çarpacak ve yillarca unutulmayacak bir kitap...