Empfehlungen basierend auf "Konuşamadığımız Ne Varsa"

Based on your reading history, we think you will also enjoy the following books.

von Hoimar von Ditfurth

Paperback. 13,50 / 21,00 cm. In Turkish. 428 p. Translated by Veysel Atayman Edited by Çigdem Sentug Cover design: Adnan Elmasoglu Genel Yayin Yönetmeni : Mustafa Küpüsoglu "Beynimiz hazir, bir sekilde gökten düsmedi. Beynimiz yaklasik bir milyon yil önce kendi varliginin bilincine varmaya basladiginda en azindan bir milyar yasindaydi. Öznenin yasantisinda ilk kez dünyanin bir tür izdüsümü, bir tür kopyasi ya da imgesi ortaya çiktiginda, bu imgenin neye benzeyecegi konusundaki kararlar evrimce çoktan alinmisti… Her halükârda bunlar biyolojik kararlardi." –Hoimar von Ditfurth "Hoimar von Ditfurth, bilimsel bilgilerin içinden ilerleyerek dünyanin bütünsel bir resmini çikartiyor karsimiz. Burada bize aktarilan sey ‘bilimin ne dedigi' degil. Bilimden yararlanarak ve bilimsel bilgiden en küçük bir ödün vermeyerek dünyayi kavrayisimiza iliskin bir öykü, hatta bir roman yaziyor Ditfurth. Bu nedenle onun kitaplarina ‘popüler bilim' sifatinin ne kadar uydugunu sormadan edemiyorum. Ya da acaba ‘asil popüler bilim budur' mu demek gerekiyor?" –Turgay Kurultay

von Can Dündar

Yazar Can Dündar ve çizer Mohamed Anwar’ın, Recep Tayyip Erdoğan biyografisi, çizgi roman edebiyatında bir kilometre taşı oluşturuyor. Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın iktidarın zirvesine nasıl tırmandığı, çıkarlarının ne olduğu, nasıl onların peşine düştüğü netleşiyor. Bugünün Türkiye’sinde yaşanan gelişmeler, Türkiye toplumunun karşılaştığı güçlükler ve İtalyan Başbakanı Mario Draghi’nin “diktatör” diye tanımladığı, otoriter bir liderle baş etmenin zorluğu, anlaşılır hale geliyor. Kitap yargılamıyor, izah ediyor. Türkiye'nin güncel siyasi durumunu anlamaya yardımcı oluyor. Şaşırtıcı, sürükleyici, ayıltıcı... Bir başyapıt.

von Zülfü Livaneli

HC

von Cyril Gely

10 Aralık 1946'da Stockholm'deki Grand Hotel'de Otto Hahn, Kimya alanında layık görüldüğü Nobel Ödülü'nü almak üzere bekliyor. Törene sadece birkaç saat kalmış. Ve o sırada Lise Meitner beliriyor süitinde: Otuz yılı aşkın bir süredir birlikte çalıştığı eski dostu, meslektaşı, tecrübeli bir bilim insanı.Fakat Lise, Otto'yu tebrik etmek için orada bulunmuyor. Onun meselesi geçmiş ve dolayısıyla gelecek. Lise sadece hesaplaşmak istiyor. Ömrünü adadığı işin hayattaki karşılığıyla yüzleşmek. Kapalı kapılar ardında, bir otel odasında olup bitiyor her şey. Karlı ve soğuk bir günde. Cyril Gely, tiyatrodan gelen ustalığını diyaloglar üzerinden akan bu hikayede konuşturuyor: Tarihle, vicdanla, insanlıkla boğuşan iki bilim insanının gerçeğiyle yüzleşiyor."Cyril Gely, tarihin gölgesinde kalmış olanı açığa çıkarmayı seviyor. Ödül'de, kibirden sağduyuya, gururdan ihanete, gafletten fırsatçı körlüğe kadar insana dair tüm belirsizlikleri ustalıkla gözler önüne seriyor." - Sophie Creuz, L'echo"Keder ve sevgi arasında gidip gelen diyaloglar ve dokunuşlarla, yazar birbirine rakip iki arkadaş arasındaki muğlak ilişkiyi resmediyor. Turner resimleriyle dekore edilmiş bir otel odasında tarih yeniden yazılıyor. Ödül, sımsıkı kapalı bir kapının ardında iki kahramanın arasında geçen diyaloglar üzerinden her şeyin açığa çıktığı bir roman olarak karşımızda." - Manon Bitticelli, franceinfo:culture"İnsana dair etkileyici analizler eşliğinde keşiflerin sonuçları üzerine kaleme alınmışbilim dünyasına dair mükemmel bir roman. Cyril Gely, araştırmacıların kapalıdünyasında kadının yerini, tanınmamaktan kaynaklı acıyı ve başarı için verilen savaşıustalıkla kaleme almış."-Fnac

von Ismail Güzelsoy

Paperback. 13,50 / 19,50 cm. In Turkish. 376 p. Benim için çizdigin kader planini kabul etmiyorum! "Tanri, insanin ölümsüzlüge varmis halinden baska bir sey degil" diye cevapliyordu beni Selman Dermani. "Ölüm ile kesilen bir hayatin hiçbir anlami yoktur. Degmez... Bütün bu çabalara, sagalmaya, hasta olmaya, iyilesmeye, çalismaya, mülk edinmeye, çocuk yapmaya, asik olmaya degmez. Lisan ögrenmeye, siir okumaya, saz dinlemeye, mutlu olmaya degmez. Ancak ölümsüzlük varsa bu dünya hayatinin bir anlami olabilir. Kendimi yeniden, sifirdan üretmeyi istiyorum. Bunu yapacagim. Hakkim! Kadere teslim olacaksak magaralara dönelim, haydi!.." Insan yalnizca bir kez "Degmez" diyebilir, ikinci kez bunu tekrarliyorsa sahtekardir. Ilk söyledigi anda kalemini kirmistir zaten.  Aras Nehri'nin dibinde buz tabakasinin altinda bir adam yatiyor: Bir edip. Faruk Ferzan. "Ne oldu bana? Öldüm mü?" diye soruyor kendi kendine… Öldü mü? Ölmediyse birinin onu kurtarmasi gerekecek. Yola devam etmesi gerekecek. Ask yasanmaya degerse bunu yapmali… El çabukluguyla bizi efsunlayan bir yazar var karsimizda… Fenni Sihirler yapan bir sihirbaz!..  Ismail Güzelsoy Degmez'de hayatin en büyük iki sirrinin, askin ve ölümün dansini koyuyor sahneye.  Kelimelerin gücüne, edebiyatin büyüsüne inancini koruyanlar için…

von Erich Fromm

Saldirganlik, genlerimizde biyolojik olarak var oldugu surece kendiliginden bir tepki degil; insanin dirimsel cikarlarina, bir baska deyisle gelismesine, kendinin ve turunun varligina yonelik tehditlere karsi bir savunmadir. Bu savunucu saldirganlik, belli ilkel kosullar altinda insanlarin birbirini pek tehdit etmedigi zamanlarda goreceli olarak azdi. Insan, o zamandan bu yana olaganustu bir gelisme gostermistir. Insanin bu sureci tamamlayacagini ve hic kimsenin tehdit edilmedigi anne-babalarin cocuklari, ustlerin anne-babalari, bir toplumsal sinifin baska bir toplumsal sinifi, bir ulusun baska bir ulusu tehdit etmedig bir toplum kuracagini dusunmek akla yatkin bir varsayimdir. Bu amaci gerceklestirmek ekonomik, siyasal, kulturel ve ruhsal nedenlerden dolayi cok guctur. Dunya uluslarinin putlara ustelik ayri ayri putlara tapmalari ve bu nedenle, birbirlerinin dillerini anlasalar bile birbirlerine anlayis gostermemeleri de ek bir gucluk yaratmaktadir. Bu guclukleri goz ardi etmek ahmaklik olur ama tum verileri kapsayan gorgul incelemenin ortaya koyduguna gore siyasal ve ruhsal engeller ortadan kaldirilirsa yakin sayilabilecek bir gelecekte boyle bir dunyanin kurulmasi gercekten olanaklidir. (Tanitim Bulteninden)

von Saint Augustinus

Bu eser pagan bir baba ile koyu Katolik bir ananin ocaginda yetisen ve kendisini bildigi yastan itibaren Tanri'yi arayan, nihayet Milano'daki bahcesinde duydugu bir sesle irkilip O'nu gonlunde kesfeden bir dusunurun tovbesidir; Tanri'yi bulmadan onceki yasantisinda kendisini gunahkir olarak nitelendiren, Tanri'yi bulduktan sonraki yasaminda hafizasina ususen butun gunahlarini itiraf ederek arinan olume yazgili bir insanin, olumsuzluk karsisinda butun acizligiyle boyun egisi ve ruhani kata yukselerek yeniden dirilisidir. Bu eser hakikati ararken dustugu dunyanin kaynar kazaninda debelenip duran, kimi zaman Manicilerin, kimi zaman Cicero'nun, kimi zaman Platon'un, kimi zaman Suphecilerin ogretilerine dalan, ama hicbirinde kaygilarina sifa bulamayan kipir kipir bir ruhun sessiz cigligidir. Augustinus'un kendi dilinden bir ozyasam hikiyesi sayilan bu eser bastan sona okunup anlasilmadikca Hiristiyanligin ve Bati felsefesinin en onemli sahsiyetlerinden biri olan Augustinus uzerine her okuma

von İsmail Güzelsoy

Paperback. 13,50 / 19,50 cm. In Turkish. 360 p. Simdi bir rüya kadar uçucu, bir hayal kadar uzak, hatirlayis kadar tehlikeliyiz. Bir varlik kendisini baskasinin elinde yaratabilir mi? Sekiz yüzyil önce Artuklu sarayinda El-Cezerî isimli mühendisin yaptigi karmasik robotlarin can kazandigi büyülü bir masala yolculuk yapiyoruz Hatirla'da. Zulmün, adaletsizligin hükmüne son vermek, senligin ve nesenin hüküm sürdügü bir hayat kurmak düsündügümüzden daha kolay olabilir mi? Sokaklarda dans eden bir kiz çocugu acimasiz tiranlarin zulmünü yikabilir mi? Evet, diyor Hatirla. Çünkü sokaklarda dans edilmedigi zaman orada kan akiyor. Arka arkaya siralanan sürprizlerle birbirine geçen, birbirine baglanan sekiz yüz yillik iki serüvenin siirsel romani Hatirla. Zamanin yalnizca bir hatirlama yolculugu oldugunu fisildiyor bize. Umudun son kirintisi da tükendigi zaman kapimizi omuzlayip ruhumuzu ele geçiren bir aski tarif ediyor. Cibes Iso, Zakir, Suzan, Samet, Kedi Sulbu...  Her biri kendi aykiri dünyasindan çikip hatiralariniza ortak olacak. En umutsuz oldugunuz zaman, çok uzaklarda kaldigini, unutulup gittigini zannettiginiz o sifreli sözü fisildayacaklar size: Hatirla... Ismail Güzelsoy Hatirla'da yine bizi bir anlati sölenine davet ediyor.

von Ahmet Şimşirgil

Bağ-ı alem içre gerçi pek safadır saltanatVakf etsen bir kuru gavgaya cadır saltanatBu zamanın devletiyle kimse mağrur olmasınKam alırsan adl ile ol dem becadır saltanatIII. Selim HanSon zamanların en çok okunan Osmanlı Tarihi serisi "Kayı", KAYI VIII: Islahat, Darbe ve Devlet adlı eserle kaldığı yerden devam ediyor. Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil bu çalışmasında; Osmanlı padişahlarından III. Osman Han'ın tahta cülusuyla başlayıp sırasıyla III. Mustafa Han, I. Abdülhamid Han, III. Selim Han ve IV. Mustafa Han dönemlerini anlatıyor.Tam yarım asır devam eden bu dönemde savaşlar, barışlar, ıslahatlar, imar faaliyetleri ve Osmanlı padişahları ile önemli devlet adamlarının şahsiyetleri yanında;Devlete yapılan ihanetleri görüp üzüleceksiniz!Çerkezistan'da İslam'ın yayılması uğrunda verilen mücadeleyi görüp gayretleneceksiniz!Kırım'ın nasıl elden çıktığını okuyup kahrolacaksınız!Darbelerin ülkede yaptığı tahribata şahit olacaksınız!Çeşme Limanı'nda Osmanlı donanmasının ateşe verilmesindeki gaflete yanacaksınız!Padişahların kötü gidişatı durdurmak, ülkeyi yeniden düzlüğe çıkarmak yolunda bitmeyen gayretlerini görüp heyecanlanacaksınız!Napolyon'un Mısır seferi ve sonrasında Cezzar Ahmed Paşa'nın Akka Müdafaası'yla gururlanacaksınız!Bunlar ve daha birçok mesele Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil'in eşsiz üslubu ve yorumlarıyla KAYI VIII: Islahat, Darbe ve Devlet kitabında sizleri bekliyor.

von Yasin Pisgin

Paperback. 13,50 / 21,00 cm. In Turkish. 336 p. Edited by Yasemin Mus Cover design by Yasin Çetin Kur'an; Azîz olan izzet sahibi, Rahîm olan rahmet sahibi Allah'in indirdigi hikmet yüklü bir kitaptir. Kur'an; bir hakikat çagrisi, bir hidayet rehberidir. Bu kitap Allah'in sesidir, nefesidir; Allah'in kelamidir. Insan, Kur'an'la ne kadar iç içe girerse Allah'in sesini, nefesini, solugunu o kadar içinde, iliklerinde hisseder. O soluk insani pisirir; olgunlastirir… Kur'an; arayis içindeki insani esfel-i safilinden, batakligin dibinden alip Allah'in rizasinin istikametine sevk etmek için indirilmis bir kitaptir. Kur'an hatirlatir... Insanin fitratindan gelen devasa sorulara, arayislarina cevap verir. Insanin ruhuna, benliginin derinliklerine hitap eder. Yeter ki insan içindeki o sese kulak verebilsin. Kur'an Peygamberimizin kalbine inmistir; sahsiyetine ve benligine inmistir. Onu yemesiyle, içmesiyle, oturmasiyla, kalkmasiyla yasayan Kur'an yapmistir. Kur'an müminin de kalbine inmeli çünkü kalp, insanin sahsiyetinin, karakterinin, benliginin merkezi ve baskentidir. Yasin Pisgin, Yasin Suresi tefsiri olarak hazirlanan Kur'an'in Kalbine Yolculuk'ta Kur'an'dan mü'minin kalbine; mü'minin kalbinden Refîk-i âlâya uzanan yola isaret ediyor. Kur'an'in Kalbine Yolculuk bu yolda gidenleri Kur'an'in derinliklerine daldiriyor. Ta ki Kur'an'in sirlari gönüllere asikâr olsun.