Empfehlungen basierend auf "Kürk Mantolu Madonna Türk Edebiyati Klasikleri"

Based on your reading history, we think you will also enjoy the following books.

von Mehmet Yildiz

Dünyada nereye bakarsan bak her yer kalabalık... Tek bir yer hariç! Hastaneler tıklım tıklım. Sanki herkes hastalanmış ve doktora gelmiş gibi... Mağazalar insan kaynıyor. Sanki tüm insanlar aynı anda alışverişe çıkmış gibi... Caddelerde adım atacak yer yok. Dünya sokağa dökülmüş gibi... Bir de camiye gidiyorsun bomboş. Sanki namaz farz değilmiş gibi... Çünkü bu asır namazı işine, eşine, yoğunluğuna, yorgunluğuna feda edenlerin asrı… Bahanelerin imanın önüne geçtiği, müsait zaman Müslümanlarının asrı… Öyle ki çoğu insan vakti veren Allah’a vakit ayıramaz hale gelmiş, “çalışmak ibadettir” deyip çalışma uğruna tüm ibadetleri terk etmiş…

von Lev Nikolayeviç Tolstoy

İşte o gün, talihin yüzüne güldüğü bir adam olan ben, her akşam tek başıma soyunduğum odamdaki bölmenin çapraz kirişlerine kendimi asmayayım diye kendimden bir ipi sakladım ve şeytana uyar da hayatıma kolay yoldan son veririm diye de silahımı yanıma alıp çıktığım o avlara çıkmaz oldum. Ne istediğimi kendim de bilmiyordum; hayattan korkuyordum, hayattan kaçıp uzaklaşmak istiyordum, ama gene de hayattan bir şeyler bekliyordum.Bütün bunlar başıma talihin tam anlamıyla yüzüme gülmüş olduğu bir dönemde geliyordu. Henüz elli yaşına basmamıştım, çok sevdiğim iyi bir karım, iyi çocuklarım ve ben fazla bir gayret göstermeden gelişen ve büyüyen geniş bir malikanem vardı. Akrabalarımdan ve eşimden dostumdan, hiç olmadığı kadar saygı görüyordum. İnsanlar beni övüyorlardı. Ben de ünlü biri olduğumu düşünmekle kendimi hiç de kandırmış olmazdım. Deli ya da ruhsal yönden rahatsız olmak şöyle dursun, tam tersine benim gibi insanlarda nadir rastladığım bir şekilde zihin ve beden melekelerim son derece güçlüydü. Beden gücü olarak ekin biçmede köylülerden geri kalmazdım, zihin olarak da ara vermeksizin sekiz, on saat çalışabilir, böyle bir zorlanmadan dolayı da hiçbir rahatsızlık duymazdım.

von Iclal Aydin

Zorba, itaatkirin uzuntusuyle beslenir..."Sevgin diregimiz, uzerimize saldigin korku catimiz olmus meger. Mutsuzlugumuzdan orulu bir devlet yaratmissin hepimize.Sen en cok beni severdin ya.En cok beni kole yapmissin kendine." Samire, Yasar, Lorin.Birbirlerinin golgesinde saklanan, birbirlerinin masalini yazan uc kuskun kadin.Yaralari dogustan, lanetleri miras...Yalnizligin kuyusunun basindan ayrilmadan, kederlerinin yankisini dinlediler.Her masalin sonu gece degildi elbet.Uc, ikiden ve dahi birden iyiydi.Ve her yanlisin dogrusu kendi icinde gizliydi.Kanadi kirik uc kadin, odedikleri agir bedellerin karsiligini, icinde cirpinip durduklari, kapisi acik olsa da cikip gidemedikleri golge kafeslerinde bekledi. Ihtiyac duyduklari inanc, temize cekecekleri gecmiste sakliydi. (Tanitim Bulteninden)Sayfa Sayisi: 340Baski Yili: 2013Dili: TurkceYayinevi: Artemis Yayinlari

von Osman Balcigil

Suat Derviş, hayata ağzında altın kaşıkla merhaba dedi. Son nefesini yoksulluk içinde verirken, üzerinde saraylı annesinin hediyesi ipek sabahlık örtülüydü. Ülkesi için en iyiyi isteyen aydınların gördüğü eziyetten nasibini fazlasıyla aldı. Bu yolda, doğurmak üzere olduğu oğlunu kaybetti. Onlarca kez sinemaya ve sahneye uyarlanan FOSFORLU CEVRİYE isimli romanında, “hayatının aşkı”nı betimledi. Bu eseriyle sadece kendi ülkesinde değil, pek çok ülkede de gönülleri fethetti. Nzım Hikmet’in “başını eğemedim, gölgesini çiğnedim” diye şiirler yazdığı yıl, Suat Derviş sadece on altı yaşındaydı. Sonra biri güreşçi, biri romancı, öteki gazeteci olmak üzere üç koca eskitti. Almanya’da Suzet Doli ismiyle Almanların, Fransa’da Suat Derwish adıyla Fransızların kalbini çaldı. Yaşadığı dönemin kuşkusuz en iyi gazetecisi ve en çok okunan romancısı olan Suat Derviş’in soluk kesen dramını, İPEK SABAHLIK’ta sevinerek, gıpta ederek, şaşırarak, acı çekerek okuyacaksınız. Tıpkı Nzım Hikmet’in annesinin hayatının kaleme alındığı ELA GÖZLÜ PARS CELİLE’yi ve bir Sabahattin Ali romanı olan YEŞİL MÜREKKEP’i okurken olduğu gibi. (Tanıtım Bülteninden)

von Markus Zusak

By Markus Zusak ; Çeviren, Selim Yeniçeri. Original Title: The Book Thief.

von Selvi Atici

Original bdg. 14,00 / 21,50 cm. In Turkish. 496 p. Kod Adi: Yarasa. Gizli görevlerin aranan ismi. Dünyanin herhangi bir yerinde, herhangi bir isi kendine has yöntemleriyle halledebilir. Onun için imkânsiz diye bir sey yoktur. Her isin altindan kalkar. Bir kere göründügü yere bir daha gitmez. Gitmez. Gitmezdi... Ta ki o gece tamamladigi gizli görevin ardindan  kafa dagitmak için en sevdigi ritüeli gerçeklestirmek amaciyla o mekâna gidene kadar... O mekâna gidip Mavi'yle karsilasana kadar... Mavi, bugüne kadar üstlendigi en zor görev olacakti. Üstelik ilk defa, basarili olacagi konusunda kendine duydugu güveni, koydugu yerde bulamiyordu. Yarasa'nin mavi gecesi, siyah gecelerinden daha uzun olacak gibiydi...

von Murat Tavli

Benim de hatalarım vardır elbet. Elbet ben de kırmışımdır kalp, ben de yerli yersiz cümlelere esir olmuşumdur.Bazen harika cümleler kuramasam da iliklerime kadar hissetmişimdir. Korktuğumdan değil, kaybederim diye susmuşumdur. Güneş doğduğunda her şeyin harika olacağına inanmış, güneş batarken boş yere umutlanmışım diye hayıflanmışımdır. Hedefler koymuşumdur kendime, kimine ulaşmış, kimini bertaraf etmiş, kiminin yollarında da yerle yeksan olmuşumdur. Umutlarımı filizlendirmişimdir, kaldırımın arasından güneşe selam eden çimenler gibi garip diyarlarda. Ama hiçbir zaman kötü olamamış, kötü olmaya ant içsem de tuz buz etmişimdir yüreğimi.Bu satırlar iyiliğe sarılıp kötülerin dünyasında nefessiz kalanların isyan tohumudur. Ekilen her nefret tohumu da, bilirim, sahibini bulur. Dilerim öyle de olur. Siz! Kötü insanlar! Siz! Yalanları yaşam tarzı sananlar! Unutmayın Allah var!Murat Tavlı ilk kez bir kadının ağzından yazdığı bu romanında, ihanetin yakıcı ateşiyle çok küçük yaşlarda tanışıp, yaşadığı acılarla güçlü bir kadına dönüşen Aslı'nın sarsıcı hikayesini etkileyici bir dille anlatıyor. "Hangi kadın ihaneti unutur?" sorusu daha önce hiç böyle sorulmamıştı.

von Ahmet Altan

"Güneşimizle aramızda kara kedi gibi duran o Gökcisim, bir gün çekip gidecekti elbette. Belki çok yakındı çözüm. Kapıdaydı. O an gelene kadar bize düşen, sanki güneş gökte parlıyormuşçasına yaşamayı sürdürmekti. Hayata tutunmaktı." Yakın gelecekte, yeryüzünde bir ülke. Tiran ölmüş ve oğlu başa geçmiştir. Ülke, din ulemaları ve polisler ordusundan oluşan bir demir yumrukla yönetilmektedir. Katı yasalarla sınıflara ayrılan halksa, yoğun denetim ve gözetim altında yaşamaktadır. Güneşse, kimselerin nasıl, neden olduğunu hatırlamadığı bir dönemden bu yana, "Gökcisim" denilen dev bir kütlenin ardındadır. Her yer buz tutmuş, yaşam sevinci tüm canlılardan el ayak çekmiştir. Gelgelelim yıpratıcı uykusuzluğuna çare arayan bilim kadını Yuna, geçmişine, kaderine ve en önemlisi de, bir kadın olarak tutkularına sahip çıkarak, beklenmedik bir şekilde gerçekleri sorgulamaya başlar. Topluma dayatılan kuralların, değişmez varsayılan yasaların, sonu gelmez sansürün mutlak olmadığını fark eden Yuna, sorumluluğunu üstlenip, deyim yerindeyse, güneşe açılan kapıyı aralamayı göze alacaktır. Geçmişle hesaplaşmalar, düzenle çatışan tutkular ve insanı dönüştüren aşklar. Ayşe Kulin, okurlarını sarsıcı bir gelecek hayal etmeye davet ettiği Tutsak Güneş'te, genç bir kadının unutulmaz uyanış hikayesini anlatıyor.

von William Blake

Paperback. 12,50 / 21,00 cm. In Turkish. 80 p. Ingiliz sair (1757-1827), ressam ve gravürcü. Romantik Çag'in önemli isimleri arasinda yer aldi. Çok sayida siir kitabi yazip resimledi. Bir yanda dinsel tahakkümü diger yanda akilci egemenligi karsisina alarak, hayal gücüne bagli bir anlayisa yaslandi. Filozof-sair olarak anilirken, delilik ile deha arasindaki sinirda yasadi, ayni sinirin ilhamiyla üretti. Kendi çaginin en sarsici fikirlerini sahiplendi. Fransiz Devrimi, kadin özgürlügü ve irk esitligi gibi pek çok konuda özgürlükçü tavir takindi. Lirizmin doruguna çikti, felsefenin derinlerine indi, çogu yerde bu ikisini bütünlestirdi. Dante, Milton gibi büyük sairler katinda yasadi ve hakkinda söyle dendi: "Bu gariban adamin deli olduguna kusku yok. Ama onun deliliginde öyle bir sey var ki, Lord Byron veya Walter Scott'un akilliligindan daha çok ilgi çekiyor."

von Yaşar Çoruhlu

Paperback. 16,50 / 23,50 cm. In Turkish. 438 p. Türk Mitolojisinin Ana Hatlari kitabi, yazari tarafindan geçmisten günümüze bütün Türk topluluklarinin mitlerini, adindan da anlasilacagi üzere, bir genel ve temel çerçeve içerisinde ele almaya çalisan bir kitap olarak tasarlandi ve kaleme alindi. Kabaca MÖ 2000'lerden beri baslayan, olusan ve gelisen Türk mitleri, Ön-Türklerden çagimiza kadar olan çok genis kronolojisi boyunca, çesitli Türk kavim ve devletleri tarafindan yeni mitlerle gelistirildi ve zaman zaman devrine göre çesitli uygarlik çevreleriyle de etkilesime girerek sentezler, yeni mitler olusturmak suretiyle günümüze kadar varligini korudu. Elinizdeki kitapta bu ana çerçeve içinde incelenen Türk Mitolojisi, mitoloji biliminin ana bölümlerine göre siniflandirilarak, degerlendirmeye tabi tutulan mit örnekleri ve onlarin yansidigi Türk sanat ve etnografya eserleriyle birlikte ele alinmistir. Ilk baskisi Türk Mitolojisi'nin ABC'si basligi (1999) ile küçük bir kitap olarak yapilan ve sonra Türk Mitolojisinin Ana Hatlari adiyla bir temel basvuru kitabi olarak gelistirilen bu eser, elinizdeki ilaveli ve gözden geçirilmis yeni baskisi ile Türk Mitolojisi alaninda çalismak isteyen akademisyen, arastirmaci ve ögrencilere basariyla yol göstermeye devam etmektedir.