Empfehlungen basierend auf "Bin Muhtesem G�nes"
Based on your reading history, we think you will also enjoy the following books.
von Elif Şafak
İlk baskısı Doğan Kitap tarafından 2013 Aralık ayında yapılan kitap, Türkçeye "Omca A. Korugan" tafından çevilmiştir. Kapak tasarımı "Uğurcan Ataoğlu", Kapak grafik tasarımı "Handan Tepe", Dijital illustrasyon "Onur Aynagöz" bölüm illustrasyonu "Yiğit Karagöz" tarafından hazırlanmıştır.Yolu İstanbul'a düşen bir fil bakıcısı olan Cihan, burada Mimar Sinan ile tanışır ve büyük mimarın çırağı olur. Mimar Sinan; Cihan ve fili Çota ile birlikte tarihin en muhteşem mimari eserini ortaya koyarlar.Tarih, dostluk, entrika ve kıskançlık temalarının işlendiği kitap kısa zamanda Türkiye'de ve Dünya çapında büyük ilgi görmüştür.
von Defne Suman
Paperback. 13,50 / 19,50 cm. In Turkish. 376 p. Sevda bir kapidir. Nereye açildigini bilmezsin, yine de içeri adimini atarsin. Sanat tarihçisi Melike, Istanbul'daki Bizans kiliselerini gezdirecegi Yunan yönetmen Petro'nun kendisini bambaska bir amaçla aradigini bilemezdi. Petro'nun ortaya çikisinin, ailesindeki sir kapilarini bir bir aralayacagini, ask hikâyelerini, kayip hikâyelerini, acili ada hikâyelerini ortaya serecegini hayal bile edemezdi. Yaz Sicagi bir parçalanma ve kavusma öyküsü. Baba ile kizin... Kadin ile erkegin... Ana ile ogulun... Ikiye bölünmüs topraklar ile ayri düsmüs kardeslerin... Kendi duygusal gelgitlerimden, içimdeki didismeden, hiç hesapta yokken geçmise savrulmaktan yorulmustum. Hepsi Petro yüzünden. Babaannemin anisini getirmisti iste. Yaninda da babaminkini. Kapattigim pencereleri bal gözlerinin bir bakisiyla açivermisti. Ben artik açilmaz o pencereler zannediyordum. Kullanilmamaktan paslanmis, sismis, sikismistir.
von Ahmet Ümit
1926 yılının o hüzünlü sonbaharı. Osmanlı İmparatorluğu yıkılmış, genç cumhuriyet ayaklarının üzerinde durmaya çalışıyor. O büyük altüst oluşun içinde bir adam:Şehsuvar Sami. Bir zamanların İttihat ve Terakki fedaisi, şimdilerin yorgun komitacısı. Şehsuvar Sami'nin etrafında dönen amansız bir entrika. Bir yanda kaybettiği ama hiçbir zaman yüreğinden çıkartamadığı sevgilisi Ester, öte yanda yaşanılan tarihsel bozgun. Kaybedilen bir ülke, kaybedilen bir şehir, kaybedilen bir hayat. Ve aklında hep aynı soru:Devlet mi kutsaldır, yoksa insan mı?"Ölüm, şehirlerimizi kaybetmekle başlar." Kim söylemişti bu cümleyihatırlamıyorum, ne yazık ki doğru. Doğru, lakin eksik. Ölüm, şehirlerimizi kaybetmekle başlar, vatanımızı kaybetmekle neticelenir.Sahi nedir vatan? Bir toprak parçası mı, uçsuz bucaksız denizler, derin göller, yalçın dağlar, verimli ovalar, yemyeşil ormanlar, kalabalık şehirler, tenha köyler mi? Hayır, bütün bunların ötesinde bir anlam taşır vatan. Ne sadece toprak parçası, ne su havzaları, ne ağaç silsilesi. Annemizin şefkati, babamızın saçlarına düşen ak, ilk aşkımız, doğan çocuğumuz, dedelerimizin mezarlarıdır vatan.Vatanı olmayan insanın hayatı da olmaz. Evet, bir vakitler zihnim, kalbim bu fikirlerle doluydu. Şimdi? Şimdi bilmiyorum.
von Yilmaz Ozdil
Son 10 yilda yasadigimiz her sey..."Bes gazetenin arsivinden 460 bin sayfa taradim. Sirf arsiv taramasi 1.5 senemi aldi. isim sehir Hayvan ve isim sehir Bitki gibi köse yazilarimdan derleme degil... Sifirdan yazildi. 3 Kasim 2002'de basliyor. Bugün
von Şermin Yaşar
Hayat ne biriktirir bizim için?Kırık dökük aşklar, yaşanmamışlıklar, olmamışlıklar, bir çocukluk anısına teğellenmiş hüzünler, aşkın sonsuz bekleyişleri, ayrılıklar, kentler, köyler, yollar, rüzgarlar, gündoğumları, biraz keder, biraz da neşeyle çatılmış evler. Hayat bizim için saklamaya hazır olduklarımızı, bize yakışanları, ihtiyacımız olanları ve bizi büyütecekleri, bizi biz edecekleri biriktirir.Göçüp Gidenler Koleksiyoncusu gidenler için bir ağıt, kalanlar içinse bir şiir, biriktirilmiş insan öyküleri.Şermin Yaşar, Göçüp Gidenler Koleksiyoncusu'nda o çok özlediğimiz "insan"a bütün görkemiyle geri döndürüyor bizi. Hazırlayın yüzünüzü. Gülüşünüzün yanına biraz da keder koyun, okurken biraz ondan alacaksınız, biraz bundan. Kıtlama çay içer gibi...
von Seray Şahiner
"Genç, çok genç bir öykücü Seray Şahiner. Sait Faik yaş kemale ermişken bile kendisine "genç hikayeci," diyenlere öfkelenirmiş. Bunda bir "sen daha toysun," tavrı gördüğü için. Seray Şahiner, daha ilk kitabında özel ve biçemsel bir kişilik getiriyor. Bence, genç öykücü değil öykücü olarak sıçrıyor; ilk kitabıyla kim böyle sıçramıştı? Leyla Erbil. "İsyan grameri," demiştim onun getirdiğine. Seray için de doğru bu, yazarın adını kapatın, okuyun, "bu Seray Şahiner öyküsü," dersiniz. Öykülerin odağı, terminali Gelin Başı. Ama daha ilk öyküde (Sorumlu ile Sorunlu) nebüyük/neküçük/neaydınlık/nekaranlık bir dünyaya giriyoruz. Seray Şahiner, kişilerinin ruhundan süzülerek okurun ruhuna giriyor... Acımasız ama hüzünlü olmayı başarıyor... Acı gölün acı öyküsü bu... Bu öyküyü bir erkek yazamazdı. İkinci başarı, yazaranlatı ile benanlatı'yı ustaca evlendirmesinde: Yazar dimdik konuşuyor (Seray Şahiner midir o?), kişiler italik, eğik dünyalarda." HULKİ AKTUNÇ
von Nermin Yildirim
Paperback. 13,50 / 19,50 cm. In Turkish. 332 p. Nermin Yildirim okura bu kez garip bir Ev'in; hemsirelerin "abla", hastalarin "misafir", bashekimin "baba" diye adlandirildigi, her geçen gün daha kati kurallarla yönetilen tuhaf ama bir yandan da çok tanidik bir akil hastanesinin kapilarini araliyor. Biri Ev sahibi, digeri misafir, biri genç, digeri yasli, biri geçmise, digeri gelecege bakan Esin ve Rikkat'ten hareketle, içeridekilerin ve disaridakilerin, tek tek çildirmaktan vazgeçip topluca delirenlerin buruk, muzip ve her seye ragmen ümit dolu hikayesini anlatiyor.Yildirim, Misafir'de yetkin ve zengin diliyle, yakin gelecege dair ürkütücü, tuhaf ama bir o kadar da tanidik bir dünya yaratiyor. Baskici bir düzende, bir akil hastanesinde kurdugu bu dünya, dis dünyanin hem bir parçasi hem de ta kendisi gibi görünüyor.Misafir, normalini yitirmis, çokça incinmis, bolca incitmis bir dünyada, kirilmis hayallerin, ertelenmis sevgilerin, hakkiyla yasanamamis ömürlerin ortasinda, kendine siginacak yer arayanlarin romani. Yildirim, sizinin ve sifanin hikâyesini, o derin anlatimiyla, incelikle, sefkatle dokuyor.
von Ege Soley
Bazı şeyler var hayatta, insan yapana kadar yapabileceğini bilmiyor. Daha fenası, inanmıyor da elinden gelebileceklere. Çizeceği resimlere, söyleyebileceği şarkılara, anlatacağı hikayelere inanası gelmiyor. Kendini bitmiş, elindekiler çoktan tükenmiş gibi hissediyor. Oysa hepimizin içinde, coşkuyla açabilmek için doğru topraklara ekilmeyi bekleyen tohumlar uyuyor.Sakin ve Yakın kitaplarının yazarı Ege Soley'le bu kez "bambaşka" bir yolculuğa çıkıyoruz. İngiltere'de siyaset eğitiminin ardından her şeye sıfırdan başlama kararıyla, kendini Paris'te bir çiçekçide çırak olarak çalışırken bulan Ege'nin deneyimleri, bize bu mesleğin hiç tahmin edilemeyecek kapılarını aralarken hayata her an yeniden başlamanın da mümkün olduğunu hatırlatıyor...
von Cengiz Aytmatov
Paperback. 12,00 / 19,50 cm. In Turkish. 110 p. Deniz Kiyisinda Kosan Ala Köpek, Cengiz Aytmatov'un mitoloji ile gündelik hayati bir araya getirdigi ve insanligin en büyük erdemlerinden olan metanet ve fedakarligin trajik hayatlarimizda ne kadar büyük bir öneme sahip oldugunu essiz bir üslupla anlattigi hikayesidir. Okuyucuyu hüzünlendiren ve tesiri altina alan bu hikaye, Aytmatov'un diger hikayelerinden farkli olarak bir bozkirda degil, denizin tam ortasinda geçer. Bir yaratilis efsanesi ile baslayan hikayede bir babanin, evladi için hayatindan vazgeçisinden bahsedilir. Hatta yalnizca bir babanin degil, küçük bir çocuk olan Kirisk'in yasamasi için üç adamin ölüme gidisi âdeta yüreginize islenerek anlatilir. "Koca bir denizin ortasinda susuzluktan ölüp gitmek korkunç bir seydi. Eskiden övündügü nesi varsa hepsi yok olup gitmisti ve ölüm hiç de uzak degildi artik. Ama gögsündeki yüregi yine gençlik yillarindaki arzularla, tutkuyla çarpiyor, gönlü kocamiyordu. Ne büyük bir felaketti gönlün hiç yaslanmamasi! Çünkü, gönül yaslanmayinca, düsleri, düsünceleri de degismiyordu. Ve insan ancak rüyada, düsüncelerde hür ve ölümsüzdü…"
von Alex Michaelides
Sessizliğin kökleri tahmin edebileceğinizden çok daha derinlerde. Başarılı ressam Alicia Berenson, kocası Gabriel onun için endişelenmesin, iyi olduğunu görsün diye bir günlük tutuyordu. Bu çok sevdiği adam, ondan sebep mutsuz olmamalıydı. Alicia Berenson, otuz üç yaşında, kocasını suratına beş kez ateş ederek öldürdü. Sonrasında tek kelime bile konuşmadı. Adli psikoterapist Theo Faber, yıllardır kimsenin başaramadığını başarıp Aliciaʼyı konuşturabileceğinden emin. Ama olur da başarırsa, gerçeği duymak isteyecek mi?