Empfehlungen basierend auf "Anılar, düşler, düşünceler otobiyografi"

Based on your reading history, we think you will also enjoy the following books.

von Zülfü Livaneli

"Gerçek bir şaheser! Teknik ve psikolojik olarak mükemmel! Öldürmek mi bağışlamak mı ikilemini en iyi veren roman." Yaşar Kemal"Arkadaşlarım bunun farkında değil ama ben bu bağlantıların üstünde ya da dışındayım. Onlar gibi davranmaya, onlara benzemeye çalışıyorum, lakin içim farklı, işte romanı yazan zavallı arkadaşımın inemediği derinliklerden biri de bu. O beni, politik geçmişi olan ve Kuzey sürgününe savrulmuş, sıradan insanlardan biri sanıyor. Başımdan geçenleri, benden daha ilginç buluyor. İçimdeki derin ve köklü karanlığın farkında değil. Çünkü insanları konuşarak tanıyamazsınız. Konuşmak, canlı yaratıklar arasındaki en etkisiz iletişim aracı. Dil yalan söylüyor, olanları çarpıtıyor, insanlığın hiç bıkıp usanmadığı klişeleri tekrarlıyor. Bu yüzden, insanları dinlemek onları anlamak için yeterli değil."12 Mart rüzgarlarının İstanbul'dan Stockholm'e savurduğu bir mülteci olan Sami Baran, yattığı hastanede Türkiye'den bir hastayla karşılaşır. Bu adam, başına gelenlerin sorumlusu olarak gördüğü eski bir bakandır. Ondan intikamını almak amacıyla Şili, Uruguay, İran gibi farklı ülkelerden gelmiş mülteci arkadaşlarıyla birlikte bir plan yapar.Ancak, bu planı gerçekleştirmek o kadar kolay olmayacaktır: Sami Baran, anadilin yeri geldiğinde düşmanla da anlaşma aracı olabileceğini hesaba katmamıştır. Ve bu, planın önündeki engellerden sadece biridir...Zülfü Livaneli'nin usta kaleminden, sürgün yaşamı ve öldürmek-bağışlamak ikilemi üzerine, okurları ve eleştirmenleri değişik kurgusu ve beklenmedik final(ler)iyle de etkileyen, kusursuz bir roman.

von Stefan Zweig

Rahat ve korunaklı bir yaşam süren saygın bir kadın, sekiz yıllık evliliğinden sıkılmış, burjuva dünyasının kozasından çıkarak kendini genç bir piyanistin kollarına atmıştır. Ancak bu gizli ilişkiden haberdar olan bir şantajcının ansızın zuhur etmesiyle, hayatında yeni farkına vardığı bütün güzellikleri yitirme tehlikesiyle karşı karşıya kalır ve kahredici bir korkunun pençesine düşer. Korku insanı bilinçdışına itilmiş utanç verici deneyimlerden, bastırılmış pişmanlıklardan özgürleştirebilecek güçte bir yapıt.

von Selahattin Demirtaş

"Bu hayatta her şeyiyle güvenebildiğiniz en az bir kişi olmalı. Yoksa kendinizi hep yalnız hissedersiniz. İnsanların çoğu yalnızdır o yüzden, yapayalnız. Yaşananlar kelepir bir hayatın ikinci el versiyonu gibidir. Yaptığınız hiçbir şey size ait değildir, benliğinize, özünüze. Hayatınız, tümüyle güvensiz bir ortamın mecburen size yaptırdıklarından ibarettir."Saf çocukluk halinizden geriye yüzünüzde 'memur gülüşü', dudaklarınızda 'gammaz öpüşü' kalır. Öptüğünüz yer kirlenir, güldüğünüz zaman herkes incinir. Elinizde etrafı yeşil dantelli beyaz bir mendil de yoksa temizleyemezsiniz hiçbir yerinizi."Ben Serap'ı böyle sevdim, en saf halimle, uzaktan."Yaşadığımız bu kekre, nefes aldırmayan, "tuhaf" dönemin Diyarbakır'da başlayıp İstanbul'a, oradan Zürih'e uzanan ve Nusaybin'de sonlanan hikayesi... Muktedirlerin kirli sırıtışlarına inat, hülyasının, serabının üzerine titreyen, acısını içinde koyultsa da yalan ve şiddet üzerine kurulu "zulüm makinesini" sabırla, mizahla, yoldaşça dayanışmayla, zekayla maskara eden insanlar.

von Sait Faik Abasiyanik

[Sait Faik’te] yasama hirsindan baska, hatta ondan daha baskin bir “anlama hirsi” sezer gibi oluyorum. Tabiati, esyayi, insanlari ayni nizam icinde harekete getiren buyuk kanunun sirrini cozmek ister gibi bir hali vardi Sait Faik’in. Insanlar, esya ve tabiat, birbiriyle kulce olmus, Sait Faik’i hirsla kendine ceken bir muamma haline gelmistir. Ama Sait Faik’in usulu, bu kulceyi tahlil yoluyla kavramak degildir. Boylesi, limlerle filozoflarin isidir. Sait Faik, sevmek ve yasamak yolundan sair sezisiyle bu bilmeceyi, cozmek degil, fakat topyekûn kavramak ve icine sindirmek ister. Okuyucudan istedigi sey ise, onun da kendi hesabina bu tecrubeyi yapmasidir.

von Blake Crouch

Paperback. 13,60 / 21,00 cm. In Turkish. 368 p. "Hayatindan memnun musun?" Bu Jason Dessen'in kaçirilmadan önce duydugu son seydi. Uyandiginda sedyeye baglanmisti, etrafi özel kiyafetler giymis adamlar tarafindan çevriliydi. Hiç tanimadigi biri ona yaklasti ve gülümseyerek "Yeniden hos geldin, Jason" dedi. Uyandigi bu dünyada Jason'in hayati kendi bildigi hayati degildi. Karisi kendi karisi degildi. Oglu hiçbir zaman dogmamisti. Jason gözünü yeni açtigi dünyada üniversitede siradan bir fizik profesörü de degildi. Müthis bir sey icat etmis meshur bir dâhiydi. Simdi Jason'in yanitlamasi gereken önemli sorular var: Gözünü açtigi dünya mi hayal, ait oldugunu düsündügü dünya mi? Ve hatirladigi evi gerçek eviyse ailesine nasil geri dönecek? "Okurken sasirtan; yaptigimiz seçimlere, tercih edilmemis yollara ve hayalini kurdugumuz yasami elde etmek için ne kadar ileri gidebilecegimize dair bir roman." Guardian

von Ahmet Ümit

Byzantion'dan İstanbul'a uzanan, heyecan yüklü bir serüven... Sarayburnu'nda, Atatürk heykelinin ayaklarının dibinde bir ceset, Avuçlarında antik bir pere.... Ama ne bu ceset son kurban, ne de bu antik para son sikke... Yedi kurban, yedi hükümdar, yedi sikke, yedi kadim mekan. Ve tek bir gerçek: Bu şehrin gizemli tarihi."Şehre bakıyorduk denizden. Sisler içindeydi İstanbul... Sisler içinde deniz... Sisler içinde teknemiz. Sultanahmet'in minareleriydi görülen, Ayasofya'nın kubbesi, Topkapı Sarayı'nın kuleleri. Hiç yağmalanmamış, yıkılmamış, kirletilmemiş gibiydi şehir. Bembeyaz bir sisle örtmüştü doğa, ne varsa görüntüyü çirkinleştiren. Güneş doğmadan bir anlığına beliren bir hayal gibi... Büyülü bir bulut gibi... Bir masal imgesi gibi... Yeni kurulmuş bir kent gibi... Taze bir başlangıç gibi... Genç, umutlu, güzel...İstanbul'a bakıyorduk denizden. Ölülerimizin yüzlerine bakıyorduk... Onların gözlerindeki kendi kederimize. Çaresizliğimize bakıyorduk, avuçlarımızda büyüyen zavallılığa, kanımızda filizlenen korkaklığa... Elimizden alman hayata bakıyorduk... Güneşli günlerimize, umut dolu sabahlara, eğlenceli bahar akşamlarına... Sönen anılarımıza bakıyorduk, ölen hayallerimize, yıkılan düşlerimize... Sönen anılarımızı, ölen hayallerimizi, yıkılan düşlerimizi yüklenip yorgun bir şilep gibi bizden uzaklaşan şehrimize... Şehrimizle birlikte yitirdiğimiz kendimize bakıyorduk..."

von Richard Carlson

Ufak şeyleri dert etmediğiniz' zaman yaşamınızın kusursuz olmayacak fakat hayatın size sunduklarını daha az dirençle kabullenmeyi öğreneceksiniz. Zen felsefesinin anlattığı gibi, bütün gücünüzle direnmek yerine, sorunları 'bırakmayı' öğrendiğiniz zaman, yaşamınız su gibi akmaya başlayacaktır. Sükunet duasının önerdiği gibi siz de 'Değiştirebileceğiniz şeyleri değiştirecek, değiştiremediklerinizi kabullenecek ve ikisinin arasındaki farkı anlayacak kadar bilge olacaksınız.' 'Ufak Şeyleri Dert Etmeyin' New York Times Besteller Listesinde 100 haftayı aşkın bir süre boyunca yerini koruyan kitap, 135 ülkede ve 35 dilde yayınlandı. Amerike da ilk defa bir kitap bir yılda 5.7 Milyon sattı.. Daha huzurlu olmanız dileğiyle...

von Ursula K. Le Guin

Paperback. 13,00 / 19,50 cm. In Turkish. 128 p. Translated by Özde Duygu Gürkan Prepared by Müge Gürsoy Sökmen Söylesi : David Naimon Içerik Tanitimi: Kurmaca, siir ve kurmacadisina odaklanan üç ayri söylesiden olusan bu sohbetlerde, yazmanin zorluk ve ödüllerini, inceliklerini ve püf noktalarini tartisiyor Ursula K. Le Guin. Bunu yaparken de, hem yazar olarak birikiminden hem de "yasanan bilgelik" haline gelmis tecrübelerinden beklenecegi üzere pek çok konuya deginiyor. Yazma zanaatinin teknik detaylarindan dilin ahlaki meseleleri yansitma ve kullanma biçimlerine, yazinin ritminden siirin müzigine, yayincilik piyasasindan kadin yazarlarin edebi kanondan dislanmasina, "öteki"nin perspektifinden yazmaktan siyaset, bilim ve dogaya uzanan genis bir yelpaze bu. "Iyi bir söylesinin hiç bitmemesini istersiniz," diyor Le Guin. Nitekim yazarin kendi eserlerinin yani sira, etkilendigi ve ilham aldigi bazi eserlerden alinan pasajlarla da zenginlestirilmis olan bu sohbetlerin tadi okurun damaginda kaliyor. Hayranlarina Le Guin'i daha iyi tanima firsati sunan bu kitabin, yazari henüz tanimayanlar için de güzel bir tanisma vesilesi olacagini umuyoruz.978-605-316-198-1

von Ahmet Şimşirgil

Bağ-ı alem içre gerçi pek safadır saltanatVakf etsen bir kuru gavgaya cadır saltanatBu zamanın devletiyle kimse mağrur olmasınKam alırsan adl ile ol dem becadır saltanatIII. Selim HanSon zamanların en çok okunan Osmanlı Tarihi serisi "Kayı", KAYI VIII: Islahat, Darbe ve Devlet adlı eserle kaldığı yerden devam ediyor. Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil bu çalışmasında; Osmanlı padişahlarından III. Osman Han'ın tahta cülusuyla başlayıp sırasıyla III. Mustafa Han, I. Abdülhamid Han, III. Selim Han ve IV. Mustafa Han dönemlerini anlatıyor.Tam yarım asır devam eden bu dönemde savaşlar, barışlar, ıslahatlar, imar faaliyetleri ve Osmanlı padişahları ile önemli devlet adamlarının şahsiyetleri yanında;Devlete yapılan ihanetleri görüp üzüleceksiniz!Çerkezistan'da İslam'ın yayılması uğrunda verilen mücadeleyi görüp gayretleneceksiniz!Kırım'ın nasıl elden çıktığını okuyup kahrolacaksınız!Darbelerin ülkede yaptığı tahribata şahit olacaksınız!Çeşme Limanı'nda Osmanlı donanmasının ateşe verilmesindeki gaflete yanacaksınız!Padişahların kötü gidişatı durdurmak, ülkeyi yeniden düzlüğe çıkarmak yolunda bitmeyen gayretlerini görüp heyecanlanacaksınız!Napolyon'un Mısır seferi ve sonrasında Cezzar Ahmed Paşa'nın Akka Müdafaası'yla gururlanacaksınız!Bunlar ve daha birçok mesele Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil'in eşsiz üslubu ve yorumlarıyla KAYI VIII: Islahat, Darbe ve Devlet kitabında sizleri bekliyor.

von William Blake

Paperback. 12,50 / 21,00 cm. In Turkish. 80 p. Ingiliz sair (1757-1827), ressam ve gravürcü. Romantik Çag'in önemli isimleri arasinda yer aldi. Çok sayida siir kitabi yazip resimledi. Bir yanda dinsel tahakkümü diger yanda akilci egemenligi karsisina alarak, hayal gücüne bagli bir anlayisa yaslandi. Filozof-sair olarak anilirken, delilik ile deha arasindaki sinirda yasadi, ayni sinirin ilhamiyla üretti. Kendi çaginin en sarsici fikirlerini sahiplendi. Fransiz Devrimi, kadin özgürlügü ve irk esitligi gibi pek çok konuda özgürlükçü tavir takindi. Lirizmin doruguna çikti, felsefenin derinlerine indi, çogu yerde bu ikisini bütünlestirdi. Dante, Milton gibi büyük sairler katinda yasadi ve hakkinda söyle dendi: "Bu gariban adamin deli olduguna kusku yok. Ama onun deliliginde öyle bir sey var ki, Lord Byron veya Walter Scott'un akilliligindan daha çok ilgi çekiyor."